Yanlızlık Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
Bir resime benzer yanlızlık.. Hangi rengi kullanırsan kullan ve hangi karakterleri.. Çevreni sarmıştır yanlızlık resmi.. Binlerce insan ,binlerce karakter .. sonuç değişmeyecek ve hep o resim gelecek gözünün önüne .. düşünsene kaç kişisin ?

Hayaller ülkesine giriş..16/8/2005

    Kendimi hatırlıyorum da .. Ben beni bildim bileli yanlızlığımla hep başbaşa bir hayat yaşadım. Yanlızlığımın nedeni sanmayınki anti-sosyal oluşumdan kaynaklanıyor.. Nedense hayatıma giren insanlar hep bana kendilerini bencil taraflarıyla tanıttılar. Bencillik asla katlanamadığım özel yönlerinden biridir insanların.. Kendini düşünen kişiler hep gözümde korkunç birer yaratık olmuşlardır :) .

   Aşk mı ?!. Ondan hiç bahsetmeyelim isterseniz. Yaşamak istediğim ayrı bir dünya benim için sanki. Ama dediğim gibi burası , bu dünya değil herhalde benim yaşamak istediğim :) . Bir kadının sevebileceği fikri beni çok düşündürmüştür hep. Yaşadığım bunca tatsız olaydan ötürü bir kadının aşık olamayacağını düşünürüm hep. Eskilerde kalmış artık gözü kara aşklar. Ben eskilerde kalmayı seçmedim ama yaşamak istediklerim biraz geçmiş özlemini yaratmıyo da değil hani . Başlangıç biraz klasik olmuş olabilir ama hatırladığım noktadan bugüne ve ileriye kadar gecirdiğim bütün anılarımı paylaşmak isteyen arkadaşlarla burda paylaşmak istiyorum.. Ve kendime hergün sorduğum sorunun cevabını belki burada bulabilme ümidini taşıyorum ruhumun derinliklerinde..

   hatırladığım geçmişim..

   Güzel günlerdi o zamanlar.. Teknolojinin esir almadığı zamanların keyifli ama çocuksu günleriydi. O zamanlar ne bir internet cafe , ne de playstation cafe vardı. Herkes kendini sokaklara atardı. Neşeli ve cıvıl cıvıldı ,sabahın akşamı nasıl getirdiğine şaşar kalırdık. Misket oynardık ,geceleri de saklambaç. eve giresimiz gelmezdi sabaha kadar. Hele o bayram arefeleri yokmu. Sabahlardık bir kaç arkadaş apartımanın kapısında konuşa konuşa . Sonra bayram namazı.. Namaz bilmezdik ama ayak uydururduk insanlara o zamanlar. Yumurta savaşları, su savaşları, hele bir de kar yağdıgında cümbüşü görmeliydiniz :). Dikce bir yokuşumuz vardı o zamanki evimizin oldugu yerde . Bir buz tuttumu ucururdu adeta bizi :). Bir gün ağabeyimin askerden döndüğü zamanlar onun postalını giyip yine böyle bir günde dısarı atmıştım kendimi.. O günlerde boğazın durgun tarafları bile donmuştu cok iyi hatırlıyorum. Soğuktu ama sıcacık arkadaşlıklar vardı o zamanlar. Postal ayağıma kocaman oturmuştu. Rahattı ; karda kaymıyordu . Bir naylon muşamba bulup yokuşun tepesinden bıraktık kendimizi .. hızlandıkca hızlandık hızlandıkca hızlandık. Yokuş o kadar dikti ki; yolun sonuna parketmiş arabayı son anda farketmiştik :) . Duramıyorduk ve önde bilin bakalım kim vardı :)  İki kişiydik ve ağırlığımız hızımızı kesmemize mani oluyordu. Derken yolun sonundaki arabaya öyle bir hızlı çarptıkki sersemledik adeta. Kendimize gelip nefes aldığımızda arabanın kapısı kucağımızda duruyordu :) KAçtık gülüşe gülüşe .. Bizi kurtaran nemiydi ? Ağabeyimin postallarıydı yine tabii ki . Arabaya çarparken ayaklarımı öyle bir kaldırmışımki. direk kapıya girmiş ayaklarım ; ben iki büklüm arabanın altında :)

   Yanlızlık diyerek başladım yazılarıma gerçi ama Biraz yaramazlıklarımı anlatmadan da gecemeyeceğim :) Yarın görüşmek dileğiyle :)

1 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı